Kime Müstehak

Yılmaz Özdil Kime Müstehak

Kime Müstehak

Bir garip Türkiye işte.
Habercisi haber oldu.
Yok,
Yanlış söyledim galiba.
Doğrusu bir yazarı haber oldu.
Yazdıklarıyla değil ama.
Söyledikleriyle.

Soma madencileri için “Müstehaktır” demiş.
Demiş mi, dememiş mi ayrı tartışma konusu.
Demek mi istemiş, dememek mi istemiş,
Yanlış mı anlaşılmış, yanlış mı anlamışlar çok da ilgimi çekmedi doğrusu.
Ben başka bir yerindeyim konunun.
Bazen dost sohbetlerinde söyler, tepki alırdım.
Bu ülkede en çok da Yılmaz Özdil’lere, Bekir Çoşkun’lara kızarım derdim.
Ve diğer yazarlara tabi.
Hiç birini atlamadan.
Kamuya malolmuş, halkın zırhı ile korunan devasa yazarlarımıza.
Neden mi?
Çünkü onlar bu halkın omuzlarında yükselmiştir.
Her gün harcadıkları liralarında, bakışlarında, yüreklerinde.
Bu halk, her gün içlerinde taşımıştır onlara inançlarını.
Onca ağır yüklerine rağmen.
Başka inanacak kimseleri kalmadıkları için ellerinde.
Bir bir tükenmiştir inandıkları.
Demokrasiye inanmışlardır.
Liderler demokrasiyi sultan sofrası yapmıştır.
Orduya inanmışlardır.
Ordu, devlet demiş, millet demiş, sınır demiş ama birey demekte zorlanmıştır.
Sahipsiz kalmıştır halk.

Herkes, halk için talip olmuştur bir yerlere.
Ve ilk önce “Halk” buruşturulup atılmıştır Soma’larda.

Gidecek yerleri kalmamıştır halkın.
Karın tokluğuna yaşamlara razı olunmuştur.
Bir kaç kötüden, en az zarar verene mahkum olmayı seçmek zorunda bırakılmıştır.
Siyasetçileri açılışların peşinde, hukuki ayağı olmayan basın açıklamalarının derdindedir.

Kimi bir makama kanmıştır, kimi bir dilberin dudağında hiçe saymıştır vatanı.

Kiminin gözünü alkışlar kör etmiş, kimi yenilgiyi başlamadan kabul etmiştir.
Doğrular hep hasır altında bırakılmıştır.
Vekiller susmaktadır onları listelere yazanların uğruna.
Bu yüzdendir işte.
En çok yazarlarına güvenmeyi seçmiştir halk.
Hangi görüşten olursa olsun.
Onların satılık olamayacağına, susturulamayacağına inanmıştır.
Onları sevgi ile sarmış, zırhı içine almıştır bu halk.
İşte burda başlar benim yazarlarla dalaşım.
Verdikleri emek için onlara binlerce kez teşekkür etmek isterim önce.
Sağladıkları büyük katkıları için.
Sonra, yine de sorarım.
Niye?
Niye yalnızca mesaj verirler topluma?
Niye sadece tespitler yaparlar?
Niye tarihten karşılaştırmalar yaparlar sadece?
Oysa, onlara binlerce belge ulaşır, binlerce döküman, suç dosyası.
Onlar, bu bilgileri, bu belgeleri deşifre etseler yer yerinden oynar.

Onlar yazarsa milyonlar inanır.

Ben sorarım işte.
Niye, mecazi cümleler, mesaj vermeler yazarlara kalır da,
Bu ülkenin en büyük yolsuzluk iddiaları marjinal gurplara kalır?
Bu ülkenin en geniş kitleleri bu yazarların hayranı değil midir?
Niye bu yazarlar ölümü göze aldım derken, halklarını avutarak kaybetmelere mahkum ederler adeta.
Niye,
Sanki yaptıkları benzetmeler ile, tespitleri ile,
Adeta yenilemeyecek bir güç ile karşı karşıyayız mesajı verirler?
Bu ülkenin halkı için ölen yazarları, geçmişimizde ölüp / öldürülüp gidenler miydi yoksa?
Bir dostum söylerdi.
Gülümserdim.

“Bu ülke için ölümü göze alanlar, Çanakkale’lerde öldüler, bizler o kurtuluş savaşlarından kaçanların torunlarıyız”
“Kaybetmelerimiz hep o yüzden” derdi.

Haklı mıydı acaba ?

Selahattin Uzun
2014.05.27

 

Not : 2014.05.27 tarihli yazımızda ismi Mecazen konu edilen Yılmaz ÖZDİL, Sözcü Gazetesindeki 23.12.2014 tarihli yazısında, anılan maden kazasında hayatını kaybedenlere “Müstehaktır” demediğini, böyle bir söylemi olmadığını, söylediklerinin çarpıtıldığını ve “Müstehaktır” dediği iddiası ile hakkında yapılan suç duyurusu sonucunda, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, söylemlerinde “Suç Unsuru Bulunmadığı” yönünde Karar verilmiş olduğunu Kamuoyunun bilgisine ve takdirine sunmuştur. Buraya tıklayarak ilgili yazıya ulaşabilirsiniz.

Share on email
Share on google
Share on twitter
Share on whatsapp

Bir cevap yazın

KAPAT