Kadınlar Kendilerini Niye Bu Kadar Ciddiye Alırlar Ki

Kadınlar Kendilerini Niye Bu Kadar Ciddiye Alırlar Ki - Selahattin Uzun

Bir kitap vardı, “Erkekler Marstan, Kadınlar Venüsten” diye.
“Erkekler susuyorsa, Konuşturmaya çalışmayın” diyen.
“Girdiği karanlıktan çıkmasını bekleyin” diyen.
Kadınların ve Erkeklerin dili için Tercüman olan.
Her şeyi ima eden, sustuğunda onaylayan,
“O Kadınları” bulmaca gibi anlatan.
Ama kitapta eksik yazılmış bir şeyler.
Ne de olsa kitabın tarihi eski.
Yeni şeyler söylemek lazım.
Kadınlar ilişkilerinde pek mutlu olamazlar.
İfade etmeye gelince, kendilerini dos doğru sanırlar.
Adı neydi diye sorulduğunda,
“Öyle bir şey asla yok” derler.
Hangi sebepledir bilinmez,
Bu dolaylı hallerindendir ki,
Çoğu zaman partnerleri ile sağlıklı konuşamazlar.
Duyar, dinler, biriktirirler.
Yorar, düşünür, korkar, içleri içlerini yer,
Susarlar.
Söylemezler.
Karşısındakinden maksimum değeri bekler, hak ettiklerini düşünürler.
Ama bilmezler ki;
Üzerlerinden sadece kadınlığı çıkarttığında, geriye kalan yetmez aslında.
Ama, bekler, ister, umarlar.
Asar, keser, cezalandırırlar.
Ve sebebini karşısındakine “Asla” söylemezler.
Bulmaca olur, çözdürürler kendilerini adeta.
Oysa erkekler, öyle Yoran kadınları sevmezler.
Kendini üstün gören, kadın gören, farklı gören kadınları sevmezler.
Terazi bozulduğunda da, sevgiyi de, saygıyı da bir kenara bırakırlar.
Sadece “Macera” olur o kadınlar.
Kadın ne kadar eziyet etmişse, o kadar ihmal görür zamanı gelince.
Öyle pazarlığı da yoktur bu işin.
Etme bulma dünyası işte.
Ama bir şey unutulur.
Hayatın terazisi milimetriktir.
Boşluğu yoktur.
Veremediğiniz ne varsa birisi verir.
Alamadığınız ne varsa birisinden alırsınız.
Hayatlarını tamamen yanlış yaşayıp,
Yaşanılan şey, zaten yaşanırken, yanlışken,
Akılları sık sık karışır kadınların.
Tıpkı yüreklerinin karıştığı gibi.
Kendilerini masum görme ihtiyaçları öyle büyüktür ki,
Hayatları çalarken bile, ödünç almaktan bahsederler.
Kendi fedakarlıklarından bahsederler.
Temel inançları, temel tanımları yanlıştır.
Kendilerini özel sanacak kadar Gururlu,
En kalabalık sanacak kadar Yalnızlardır aslında.
Vermeden alamayacaklarını Asla bilemezler.
Yaşam ise herkes gibi onları da, duvarları ile imtihan eder.
Onlar, camdan duvarları arkasında bakarken,
Hayat bu ya, ne kadar duvarları varsa inadına yıkar.
Hiç vazgeçmez,
Yıktıkça yıkar.
Ta ki devirene kadar.
Bir Hiç’e çevirir Onları.
Artık bütün koydukları duvarlar, yıkılanları saklamak içindir.
Gün gelir Güzellikleri de gider.
Ellerinde kalan sadece yaşattıklarıdır.
Yaşayamadıkları her şey boğazlarında düğüm, geçmişlerinde tecrübedir.
Hayat, Ciddiye alınacak tek şeyin kendisi olduğunu öğretmiştir çoktan.
Bastıkları yerde işgal ettikleri yer bilemediniz bir kaç santimetre iken,
Ve dahi o yer, ancak ölünce onlara tahsis edilecek iken,
Arş-ı Alada yerden yükseklikleri belli iken,
Kadınlar niye bu kadar Kendilerini ciddiye alırlar,
Asla bilemezsiniz.

Selahattin Uzun
2014.02.13

Share on email
Share on twitter
Share on whatsapp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir