Bir Kadının Aşka Biçtiği Değer Saçlarına Dokunan Kuaförün Parmaklarında Gizlidir

Bir Kadının Aşka Biçtiği Değer - Selahattin Uzun

Bir kadının Aşka biçtiği Değer, Saçlarına dokunan Kuaförün parmaklarında Gizlidir.

Ne ağır ifade değil mi?
Değil aslında.
Bektaşinin “Namaz kılmak Haramdır” Misali.
Önü arkası Önemli olan bir Söz.
Aşkları anlamaya çalışmak gibi.
Nesilden nesile, kültürden kültüre Aşkın Duruşu farklı.
Vaz geçişlerimizden geriye kalan mı Aşk?
Yoksa vazgeçtiklerimiz mi?
Bedenleri ile sevenler için mi Aşk?
Yoksa Ruhu ile sevenler için mi?

Aşk Ne ki?

Mesela şu nasıl?
Dillerde dolaşır ya hani bir Efsane.
Kadınlar, bazı durumlarda, eşlerinin başka bir kadınla birlikte olmasına tahammül edebilirler,
Ama başka bir kadını sevmelerine asla.
Peki ya Erkekler?
Onlar için de şu denir.
Erkekler, bazı durumlarda, eşlerinin başka bir erkeğe aşık olmalarına dayanabilirler,
Ama, başka erkek ile birlikte olmalarına asla.
Ne olacak şimdi peki?
Eğer durum böyleyse , nasıl bir çıkmaz bu?

Aşk bölgeye, ülkeye, bireye göre değişir mi?

Bu işin bir doğrusu var mı?
Bir doğrusu olmasına gerek var mı?
Aşkı doğmadan öldüren bunlar mı yoksa?
Yoksa, hiç farkında değil miyiz yüreklerde olup bitenin.
Hiç mi konuşmuyoruz Sevgili ile.
Hayatımızın yüzde kaçı “Trip” atmak ile geçiyor?
Egomuz, Aşkımızı Dövecek kadar mı büyük?
Aşk sizin için ne, öteki için ne?
Sınırları nerede?

Aşkı Yatak Odalarına mı Hapsettik Yoksa?

Kadınlar, saçlarının tek bir telini bile, yabancı bir elden kıskanacak kadar sahiplenen sevgiliye mi düşman?
Yoksa saçının tek bir telini bile sevdiğinin mahremi sayacak kadar kendini özel hissetmeye mi?
“Sevmek Dokunmaktır” demiş Desmond Morris.
Sevgilinin saçının teline bile, bir tek sevdiği mi dokunmalı bilinmez ama,
Saçının bir tek telini bile sevgiliye saklamak, olsa olsa paha biçilmez bir ayrıcalık olsa gerek.
Düşünsenize,
Şöyle salına salına yürüyen güzel bir Kadın,
Güzel bir dekoltesi, dönüp baktıran cici bir Minisi,
Baksan bir türlü, bakmazsan bin bir türlü cinsinden.

Sevgiliye kalan neresi?
Sanki biraz, Mininin gerisi.

Aşkı, bedende biraz daha içeri mi çektik yine.
Boyu kısaldı, aralığı daraldı gibi.
Ya sevgilinin Gülüşü, Gülümsemesi?
Yalnızca kadının mı?
Erkeğin de?
Ya gözlere ne demeli?
Bir bakışı ile aşık eden o gözler değil mi?
Kadın, en güzel gözleri ile konuşurdu hani.
Kim istemez ki, sevgili, bir tek kendi gözlerine baksın öyle.
Ya, başka gözlere bakan, sevgiliden arta kalan bir bakış bile, sevgiliden çalınansa biraz.
Ait olamaz ise bir beden her şeyi ile, nasıl kendisinin hisseder ki karşısındakini?
Orta çağlarda bile aşk böylesine mahkum edilmedi mi yoksa?

Ya Aşkın Özgürlüğü ise Ruhunun yanında Bedenini de Sevgiliye ayırmak.

Modernlikse Ortaya Yaşamlar,
Saçının teli, meşru izinlerde paylaşılabiliyorsa başka eller ile,
Mininin boyu, “Geriye kalan senindir” ey Sevgili Cinsindense,
Bakışını süzen gözlerden sakınmak önemini kaybetmişse modern çağlarda,
Aşk, bedende kalır o zaman,
Ruh ise çokkkk uzaklarda.
Aşk var ya Aşk,
Hiç bilmediğiniz bir Lisanda konuşmaya çalışmak gibidir.
Hiç sevilmemiş ya da hiç sevmemişseniz Eğer,
“Hangi çağda yaşıyoruz” der geçersiniz Aşka.
Fark edemezsiniz bile derinliğini.
Aşk için öyle çok şey söylenir ki.
Kimi için aşk, Saçın tek bir Teli,
Kimi için Dilin Kemiği.
Tartışılır belki ama.
Emin olun ki,
Aşk,
Ait Olmak ile Başlar,
Layık Olanı Bulmak ise Sonraki İş.

Selahattin Uzun
2014.04.24

Share on email
Share on google
Share on twitter
Share on whatsapp

Bir cevap yazın

KAPAT