Artık Hepimiz Başkalarının Sanat Kolleksiyonlarında Baş Rollerdeyiz

Artık Hepimiz Başkalarının Sanat Kolleksiyonlarında Baş Rollerdeyiz - Selahattin Uzun

Bugünlerde çocukluğum geliyor aklıma Sık Sık.
Pek azını hatırladığım Çocukluğum.
Resimler yoktu böyle.
Siyah beyazdı fotolar.
Resim çekileceğiz dediklerinde dünyalar bizim olurdu.
Ya da bir kareye girebilmek için taklalar atardık.
Sonra nasıl da saklardık onları.
En özel dostlarımıza gösterirdik yalnızca.
Nasıl da özel olduklarını onlara anlatmak için.
Sevdiğimiz sanatçıların resimleri koleksiyon değeri taşırdı bizim için.
Değiş tokuş yapardık resimleri.
Okul resimlerimiz, aile resimlerimiz başucumuzda uyurduk.
Hele ilgilendiğimiz birinin bir resmi ise sakladığımız o resme sahip olmak için ölürdük.
Kimseler görsün istemezdik.
O bizim mahremimizdi.
Kimselerin elinde dilinde dolaşsın istemezdik.
Sonraları filmlerde görür olduk.
Sevdiği kızın resmini koğuşta düşüren gencin, o resmi ağzında sulandıran diğerine saldırdığını.
Sonraları resimler, misafirliklerde hayatımızdaki yerini aldı.

Öyle herkes herkesin evine giremezdi eskiden.

Bir eve girmek demek, o ailenin kadim dostu olmak demekti.
Arına, namusuna saygı duymak, sahip çıkmak demekti.
Bunun ispatıydı resimler.
Gittiğiniz evde en özel anlar, resimlerin ortaya serildiği anlardı.
Öyle facebooklar, facebook içinde gizlenmiş gruplar, twitterlar yoktu eskiden.
Evinize giremeyen, asla en değerli hazinenizi göremezdi.
Yalnızca hayatınıza buyur ettikleriniz görebilirdi onları.
Önce düğün resimleri gelirdi.
O gün salonda olamamış olanların göremediği kareler saçılırdı ortalığa.
Salonda olanlarla bakmak bir başka eğlenceli olurdu hani.
Mutlulukla tebesssüm edilerek o anlar yeniden yaşanırdı sanki.
Gözlerde bazen bir buğu birikir, sonra kibarca silinirdi kimse görmeden.
O da neydi, ne kadar yakışmıştı kırmızı elbise evin hanımına.
Misafir kendini şanslı hissederdi, kimselerin göremediği bu kareyi gördüğü için.
Bu elbiseyi nereden aldın muhabbetleri başlardı.
Diğer taraftan bir ses gelirdi erkeklerden.
“Daha sıkılmadınız mı resimlere bakmaktan. Hani ya kuruduk, çay nerede kaldı”
Hiç de öyle, misafir erkek yerinden fırlayıp,
Ben de bakayım şu resimlere diyip,
Dalmazdı kadınların arasına eskiden.

Erkek erkekliğini, kadın kadınlığını bilirdi.

Birlikte bakılacak resimler zaten camdı, çerçeveydi, vitrindeydi duvardaydı.
Sonra o canım resimler özenle albümlere yerleştirilir kaldırılırdı.
Bir başka özel günü onurlandırmak için.
Bir ailenin çeyiziydi resimleri.
Nereye gitmişler, orda ne yapmışlar yalnızca onlar bilirdi.
Bir de onlar ile oralarda olanlar.
Başka hiç kimseler bilmezdi, bilemezdi.
Aile içi resimler yalnız karşılıklı ailelerde olur,
Başkaları tarafından o gün orada ne giyilmiş, ne konuşulmuş, neye gülünmüş, neye ağlanmış bilinmezdi.
Eğer orada değilseniz, ya da evlerine buyur edilerek size gösterilmemişse resimler göremezdiniz o anları.

Öyle sere serpe değildi hayatlar.

Ne güzel günlerdi o günler.
Aile olmanın, akraba olmanın, dost, arkadaş olmanın farklı bir anlamı vardı.
O günler çokkk geride kaldı.
Şimdi öyle mi?
Her şey değişti.
Bizler büyüdük.
Anne olduk, baba olduk, çocuklarımız oldu.
Şimdilerde bırakın evimize buyur edip resim çeyizimizi göstermeyi,
Belki de ağzımızın ucu ile bile selam vermeyeceğimiz insanlar,
Bugün;
Bir şekilde ne giydiğimizi biliyor,
Nerede olduğumuzu,
Yanımızda kimlerin olduğunu,
Kimlere gülümsediğimizi
Biliyor.
Görüyor.
Gülümsememizi beğenirse resimlerimizi kendi arşivine alabiliyor.
Ya da;
Listesine eklenebiliyorsunuz sizi daha yakından tanıma arzuları için.

Artık hepimiz başkalarının sanat kolleksiyonlarında baş rollerde yer alabiliyoruz.

Hayatlarında baş rolleri oynayabiliyoruz.

Hem de çoğu zaman hiç haberimiz olmadan.

Selahattin Uzun
2013.03.05

Share on email
Share on twitter
Share on whatsapp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir